"Killer Instinct"
Dünyada başarıyı açıklamak için yüzlerce teori üretildi. Eğitim, çevre, sermaye, aile, fırsat eşitliği, vs. Hepsi anlatıldı ancak açıkça söylenmeye cesaret edilemeyen bir gerçek var, insanlar doğuştan farklıdır ve doğuştan getirdikleri karakter özellikleri barındırırlar. Bu öğrenilen bir şey değildir, bir motivasyon videosu ile kazanılamaz, bir okulda öğretilemez. Bu, insanın içine doğuştan yerleştirilmiş bir şeydir.
“Killer Instinct” ifadesini ilk kez Donald Trump’ın bir konuşmasında duydum. Trump'ı beğenen biri değilim, tarzını ve yaklaşımını doğru bulmam ama söyledikleri gözlemlerimle çok örtüştü ve o gün duyduğum bu ifade istemesem de aklıma çakıldı. O gün sadece bir kelimeydi, sonrasında iş hayatında insanlarla çalıştıkça, ekipler kurdukça, insanları büyütmeye çalıştıkça o kelimenin içi dolmaya başladı ve bir noktadan sonra bunun sadece bir kelime değil, bir gerçeklik olduğunu fark ettim.
İş hayatına başladıktan sonra, özellikle genç yaşta yönetici olmanın etkisiyle yüzüme tokat gibi çarpan bir gerçekle yüzleştim. Önceden daha insancıl, daha eşitlikçi, bazı gerçekleri kabullenmek istemeyen daha naif bir noktadaydım, herkes aynı şartlara sahip olursa benzer sonuçlar üretebilir sanıyordum, insanlar arasındaki uçurumun tek sebebinin şartlar olduğunu düşünüyordum ama yanılmışım. Yönetici olmak bana, inanmak istemesem de şu gerçeği öğretti: hayatta her şey potansiyel ile alakalıymış ve bir insanın potansiyeli, geçmişinden ve sahip olduklarından bağımsız olarak hayatta ne yapacağını belirleyen en kritik faktörmüş. Potansiyel yoksa, elden gelen bir şey yok. Çünkü gerçek hayatta aynı fırsatlara sahip iki insandan biri onu büyütür, diğeri ise tüketir, biri verilenin üstüne koyar, diğeri verileni bile taşıyamaz, biri sorumluluk arar, diğeri sorumluluktan kaçar ve bu farkı yaratan şey dış dünyadan değil, insanın içinden gelir.
Örnek bir yanılgıdan bahsedeyim. Başarılı bir insanı çıkarıp motivasyon konuşmacısı yaparsın, sahneye çıkar ve kendi hayatını anlatır, “sabah erken kalkarım, disiplinliyim, spora giderim, çalışırım” vs. Ancak farkında olmadan büyük bir hata yapar, karşısındaki insanı kendisi gibi zanneder. Oysa konuşmacı bunları yaparken aslında zorlanmaz, çünkü içinde o ateş vardır, onu durduramaz. Erken kalkmak, spora gitmek, çalışmak onun için bir mücadele değil, bir sonuçtur. Ama karşısındaki insan aynı şeyleri zorla yapar, kendini iter, zorlar, bir süre devam eder ancak sonra bırakır, çünkü içeride onu besleyen bir güç yoktur. Aslında konuşmacının kendisi de bunun farkında değildir. Zor gelse kendisi de yapamayacaktır, ama bunun bilincinde değildir, iyi niyetle karşısındakinin de iyi olmasını ister, fakat hem karşısındakini kendi gibi zannetme hatasına düşer hem de kendi yaptığı şeylerin zor değil, aslında doğasından gelen bir zorunluluk olduğunu göremez. Disiplin sandığı şey çoğu zaman doğuştan gelen bir zorunluluktur.
İçinde varsa, o insan rahat edemez, olduğu yerde kalamaz, riskten korkmaz hatta risk arar, yorulur ama durmaz, kaybeder ama geri çekilmez çünkü içinde sönmeyen bir ateş vardır. Sebebini bilmezsin, söndüremezsin ve içinde bir şey sürekli “yetmez” diye bağırır. Bu ses para ile, konfor ile, statü ile susturulamaz çünkü bu bir ihtiyaç değil, bir zorunluluktur. O insan yapmak zorundadır, ilerlemek zorundadır, büyütmek zorundadır, yoksa içten içe çürür. Bu yüzden içinde olan insan için başarı bir hedef değil, bir yan etkidir, asıl mesele o ateşi durmadan beslemek zorunda olma lanetidir.
Kişinin içinde yoksa, dışarıdan ne verirsen ver bir yere kadar, itersin, çekersin, öğretirsin, fırsat verirsin ama bir noktadan sonra duvara çarparsın çünkü içeride motor yoktur ve iş hayatı bunu çok net gösterir, bazı insanlar vardır, ne yaparsan yap olmaz, sistemi kurarsın, eğitimi verirsin, destek olursun ama ilerleme yoktur, derinlik yoktur, sahiplenme yoktur çünkü mesele bilgi değil kapasitedir. Kişinin çapı dar ise bunu değiştiremezsin ve insan doğasında dışarıdan verilen hiçbir şey içeride karşılık bulmadığı sürece bir anlam ifade edemez. Makyavelist yaklaşırsanız şu sonuca varırsınız, bu insanlara fazla yatırım yaptıkça sistem yavaşlar, doğru insanların enerjisi aşağı çekilir ve ortalama seviye yükselmez, hatta düşer, bu yüzden günümüz rekabetinde yanlış insanı taşımak sadece anlamsız değil, zararlıdır.
En büyük yanılgı “herkes eşit şartlarda aynı yere gelebilir” düşüncesidir. Hayır, eşit şartlar fark yaratır ama belirleyici değildir, belirleyici olan insandır. Bu yüzden aynı okuldan çıkan iki insanın kaderi bambaşka olur, aynı ailede büyüyen iki kardeş bile farklı uçlara gider çünkü başlangıç noktası dışarısı değil, kişinin kendisidir. Dünya sandığımız gibi çalışmaz, gerçek ayrım dil, din, ırk, eğitimli-eğitimsiz değil, içinde olanlar ve olmayanlardır, içinde olan sıfırdan başlar ve yükselir, içinde olmayan zirvede doğar ve aşağı iner.
Killer instinct bir seçim değildir, kader gibidir ya onunla doğarsın ya da içinde yoktur. İçinde yoksa dışarıdan eklenemez, içinde varsa engellenemez. Çünkü mesele içinde sönmeyen bir ateş olup olmamasıdır, o ateş varsa sebebini bilmezsin ama seni sürekli ileri iter, rahat bırakmaz, yetinmene izin vermez, uslanmazsın. Emin olun, bugün içinde yaşadığımız dünyayı kuran insanların içinde bu ateş vardı, sebebini bilmiyorlardı ama onları durmaksızın çalışmaya iten, büyük işler yapma istenci yaratan bir güç vardı. Onlar konfor için değil, zorunluluk hissi ile çalıştılar, dinlenmek için değil, üretmek için yaşadılar, bu yüzden iz bıraktılar.
O ateş yoksa en iyi imkanların içinde bile parlayamazsın, sana verilen her şey bir süre sonra seni tembelleştirir, köreltir, ortalamaya çeker ve bazı insanlar hayatı boyunca sadece şunu başarır: yalının bahçesinde ot olmak. Evet, iyi bir manzaranın içindedir, değerli bir zemindedir ama yine de ottur, kendi başına bir değer üretemez, sadece bulunduğu yerden anlam kazanır. Ama bazıları, içindeki o ateş yüzünden rahat edemez, bulunduğu yeri parçalar, sınırları zorlar, risk alır, düşer, kalkar ve sonunda kendince bir iz bırakır.
Bu bağlamda başarı, senin doğduğun dünyayı yeniden kurup kuramaman ile alakalıdır. İmkân ve fırsat eşitliği burada devreye girer, mevzu başladığın yer ile bitirdiğin yer arasındaki mesafedir. Çünkü herkesin başladığı yer farklıdır ama belirleyici olan, içinde o ateş olup olmadığı ve seni ne kadar ileri taşıdığıdır.